Yıl 2005, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir etkinliği. Genç bir şiir yorumcusu olarak CRR’de şiir okumaya gittim. Daha önce adını duyduğum ama tanışmadığım bir isim: Hüseyin Goncagül ile karşılaştık. Hasbihal faslından sonra çocuklara yönelik yapılan çalışmaların azlığından ve bu işi yapması gereken kişilerin hassasiyet sahibi olması gerektiğinden bahsetti. Türk temâşa sanatı oyuncusu olduğum için birlikte birçok platformda çocuklar için sahne programları yapmaya başladık, bir anda Goncagül’ün ekibinde buldum kendimi. Vasfım da değişti hâliyle: “Çocuk Programcısı”. Yeni mesleğimden oldukça memnundum. Çocukların tebessümünü dua olarak kabul ediyor ve yoluma devam ediyordum.

“Çocuklar palyaçolarla değil, kültürümüzle büyüsün” diye çocuk programcılığına yöneldiğimden beri yolunda gitmeyen bir şey vardı: Sözümün te’siri azalıyordu. Bu biraz da camianın çocuk programcılığına bakışı ile ilgili elbette. İlk önce “onlar da anlar bu işin ehemmiyetini ve değerini bilirler” dedim ama değişen hiçbir şey olmadı.

Yaşım ilerledikçe çocuk sevgim arttı. Babalık duygusundan olsa gerek… Fakat başkalarının yanlış bakış açısından dolayı işimle aram açılmaya başladı. Mantık değişene kadar geri dönmemek kaydıyla nihayetlendiriyorum bu serüveni.

İnanın büyük adamlara büyücek cümleler kurmak, çocuklarla kurulan basit cümlelerden daha basit… Madem öyle, geldik kürkçü dükkânına…